
Şeytanın Avukatı Film İncelemesi
- hukukvegencdusunce

- 3 gün önce
- 2 dakikada okunur
Şeytanın Avukatı Film İncelemesi
Şeytanın Avukatı (orijinal adıyla The Devil’s Advocate), aynı isimli romandan uyarlanan 1997 yapımı bir gerilim filmidir. Yönetmenliği Taylor Hackfordtarafından üstlenilen filmin başrollerinde Al Pacino, Keanu Reeves ve Charlize Theron oynamıştır. Film, ABD’nin Florida eyaletinde cezai savunma avukatı olarak çalışan Kevin Lomax’in uluslararası alanda devleşmiş bir hukuk şirketinin sahibi John Milton tarafından aldığı iş teklifi sonrası her anlamda değişen hayatını konu alır.
Filmde sıkça iyilik, kötülük ikilemine rastlarız. Psikolojik çözümlemeler, Hristiyan efsanelerine göndermeler yapan metaforlar ve fantastik ögeler filmin omurgasını oluşturur. Gizemli bir havayla Kevin’ın çocuk tacizi suçlamasıyla yargılanan müvekkilinin davası ile başlar. Kevin ilk başta müvekkilini suçsuz sanmasına karşın sonradan suçlamaların yerinde olduğunu anlamasına rağmen savunmasını yapar ve burada film bize üstünde en çok durduğu kavramlardan birinin ayak seslerini duyurur: Kibir.
Hristiyan efsanelerinde kibir Lucifer ile bağdaştırılır ve yedi ölümcül günahtan biridir. Kevin normal bir savunma yapmak yerine “kazanma serisini” devam ettirmek için karşı tarafı suçlar, davayı kazanır ve müvekkili aklanır. Filme göre Kevin orada ilk günahını işlemiştir.
Kazandığı davayı kutlamak için eşi Mary Ann ve yakınlarıyla zaman geçirirken Milton’ın şirketi tarafından ona jüri seçimi için gelen teklifi kabul eder ve annesinin karşı durmasına rağmen eşiyle New York’a taşınır. Zamanla şirket içinde ve dışında hakkı sayılır bir tanınırlığa sahip olur ancak şöhretiyle birlikte kibri de gün geçtikçe artar. Öyle bir seviyeye gelir ki çok değer verdiği eşinin içsel yıpranmasını bile göz ardı eder, işine hiçbir zaman olmadığı kadar bağlanır.
Filmin bize tanıttığı diğer karakterler de farklı günahları temsil eder. Mesela efsanelerdeki “kırmızılı kadına” gönderme yapan Cristabelle şehveti, Eddie Barzo ise açgözlülüğü temsil eder. Özellikle rolü git gide büyüyen Cristabelle, Kevin’ın ahlaki çöküşünün de habercisidir. Filmde Mary Ann Meryem’i temsil eder ve Kevin Cristabelle ile yakınlaştıkça Mary Ann’in çöküşü hızlanır ve aklını kaybeder. Burada Kevin akılalmaz kibrinin sonuçları yüzümüze vurulur. Yaşadıkları Kevin’ın akıl hocası olarak gördüğü Milton’ı sorgulamaya iter.
Ancak burada üzerinde durulması gereken çok önemli bir durum vardır ki Milton hiçbir zaman Kevin’ı işi, sorumlulukları veya şöhreti için baskılamamış, zorlamamıştır. Milton (kendi tabiriyle) “nezaketle öldürdüğünü” iddia eder ki bu iddiası da yersiz değildir. Zira birçok repliği bizi bu düşünceye iter.,
“İstersen Florida’ya dönüp Mary Ann ile ilgilenebilirsin.”
“Seni zorluyorsa dosyayı devredebilirsin, benim için problem oluşturmaz.”
“Biraz kafa dinlemek istemez misin?”
“Kibrine yenik düşme Kevin.”
Bu replikler Milton’ın her zaman seçimleri Kevin’a bıraktığını gösterir. Yani hayatı ve insanlığını kaybetmesinde Kevin’ın suçlaması gerektiği asıl kişi kendisidir. Milton sadece içinde bulunan duyguları körüklemiştir.
Film bize sonunu zaten filmin içinde gösterir. Mary Ann’ın gördüğü sanrılar, Eddie Barzo’nun ölümü ve Mary Ann’in intiharı son sekansta anlam bulur. John Milton, Lucifer’ın ta kendisidir. Kevin’da onun oğludur ve hayatı boyunca onu izlemiştir. Ancak üstte de belirttiğim gibi onu izlemek ve önüne seçimler sunmak dışında hayatına karışmamıştır. Kevin’da günahı kendi yakın çevresine bulaşana kadar nasıl bir insan olduğunun farkına varmamıştır. Ancak filmin sonunda artık aydınlanmış Kevin, Milton’ın sunduğu teklifi reddeder ve kendi canına kıyar. Aslında en başında Kevin kendini değil kibrini öldürmüştür.
Böyle bir kapanış yapmak isterdim ancak Kevin ikinci bir şans kazanıp ilk günahı olarak görülen davayı bırakmasına rağmen film sonunda ona sergilediği davranışı konusunda gazeteye konuşursa şöhretinin artacağı sözünü veren muhabirin teklifini kabul eder ve yine kibrine yenik düşer. Filmin kapanışında muhabir Milton’a dönüşür ve klasikleşmiş repliğini söyler:
“Şüphesiz kibir en sevdiğim günahtır.”



Harika bir değerlendirme olmuş..Kalemine sağlık...
kibir şeytanın en sevdiği günahtır. kibir ve hırs insanın gözlerini kör eder ve insan en değerli varlığını bile göremez hale gelir. filmlerde geri dönüşü olabilir ama hayatta olmaz.
Harika olmuş sevgili EŞİYOK...
Tebrikler