ADALET HERKESİ MUTLU EDEBİLİR Mİ?

Adalet, bugünkü terim anlamıyla yasalarla sahip olunan hakların, herkes tarafından kullanımının sağlanmasıdır. Genel olarak, toplumun bulunduğu yerde hukukun da varlığından söz edilebilir. Toplumu etrafında toplayan nihai amaç, huzur ve refahı sağlayabilmektir. Bu doğrultuda ortaya çıkan çeşitli yöntemler mevcuttur ve toplumca sahip olunan farklı düşünceler, kimi zaman hedefe giden yolda kullanılacak yöntemin belirlenmesi açısından tartışmalar doğurabilir.

 

Bir toplumu düzen içerisinde tutan en önemli faktörlerden biri, kuşkusuz ki adil bir hukuk sistemidir. Buradaki adalet kavramı da görecelilik doğurması yönünden tartışma konusudur. Tarih boyunca çeşitli düşünürler, adaleti farklı açılardan ele alarak kendilerince adaleti tanımlamak istemişlerdir. Adalet üzerine yürütülen fikirlerin birçoğunun temelinde, kişilerin farklı ahlaki ve etik değerlere sahip olması yatmaktadır.

New Morality – James Gillray

İnsanlar, doğaları gereği haksızlığa karşı çıkarlar. Buradaki problem, kişilerin sahip oldukları farklı zihniyet unsurlarını esas alarak doğru veya yanlış olanı belirleyerek kendilerine özgü adaleti sağlamaya çalışmalarıdır. İnsanların kişisel tatminler için dayatmaya çalıştığı göreceli adalet unsurları, kimi zaman kitlenin, kimi zaman da toplum içinde azınlıkta bulunan grubun, fiziksel varlığını veya aktifliğini sürdürebilmesi yönünden mağduriyetine yol açar.

Günümüz dünyasında birçok etnik grup, dinleri, dilleri, ırkları, ten renkleri ve daha birçok özellikleri nedeniyle ayrımcılığa uğramaktadır. Buna göre, kişilerin diğerlerinden farklı (!) olarak görülen özellikleri, onları belli bir sosyal sınıfın üyesi yapmaktadır. Bu kişiler, kişisel çıkarlar çerçevesinde sokuldukları bu kalıbın dışına çıktıklarında ise (mesela bağlı bulundukları devletin dinini terk eden vatandaşlar) kendilerine yaptırım uygulanmaktadır. Ancak ayrımcılığa uğrayan kişilerin buna sessiz kalmayacağı açıktır. Dolayısıyla, insanların çıkarlar çerçevesinde oluşturulan bir düzende yaşamaya katlanması mümkün olmayacaktır. Peki bu, farklılıkları kabullenemeyen kişileri de göz önünde bulundurursak, herkesi tatmin edebilecek, evrensel bir adalet anlayışından bahsedebilir miyiz?


Evrensel Bir Adalet Anlayışı Mümkün Müdür?

Adalet, bir toplumda birey haklarının sağlanması istemiyle ortaya çıkmıştır. Bu isteme göre Aristoteles, yasalara uymamanın, onları kendi çıkarlarına göre uyarlamanın ve bu şekilde bir eşitsizlik doğurmanın adaletsizlik; yasalara uymanın ve eşitliği bozmamanın ise adalet olduğunu düşünmüştür.


Aristo’ya göre adalet, bireysel çıkarlardan arınıp ortak menfaati düşünerek evrenselliğe ulaşmaktır. 20.yy. filozoflarından Hans Kelsen ise evrensel bir adalet anlayışından söz edilemeyeceğini savunmuştur. Ona göre adalet; herkese mutluluk getiren bir düzendir. Ancak, bir kimsenin mutluluğu, başka birinin mutluluğu ile çelişebileceğinden, herkesi memnun edebilecek bir düzen yoktur.



Diğer taraftan, 1789 Fransız İhtilali ile yayılan milliyetçilik akımı ile birlikte, özellikle imparatorluklar bünyesinde bulunan etnik grupların, kişisel hak ve özgürlüklerin daha insani ilkeler etrafında şekillenmesi talepleri, insanları ortak bir paydada buluşturmuştur.



Adalet, bireylerin haklarını gözetirken, toplumun sosyokültürel yapısını da göz önünde bulundurur. Bir toplumda genel olarak kabul edilen görüş, o toplumun adalet anlayışını oluşturduğundan, “adil olan” için farklı bakış açıları mevcuttur:

Şer’i hukuk, hırsızlık yapan kişinin elinin kesilmesini adil bulurken; çağdaş hukuk, bu yaptırımı zulüm olarak görür. Son zamanlarda, kitle iletişim araçları üzerindeki teknolojik gelişmelerle beraber, kültürler arasındaki etkileşimler de artmıştır. Dolayısıyla, kişilik hakları üzerindeki evrensel insani değerler, somut olarak ortaya konmuştur.


Çağdaş hukuk kuralları çerçevesinde kurulan devletler de uluslararası sözleşmeler yoluyla ortak insani değerlerin bağlayıcılığını kabul etmişlerdir. Fakat bu ortak insani değerler, gelenekçi hukuka tabi olan ülkeler ile uluslararası antlaşmaların gereğini yerine getirmekte yetersiz kalan taraf ülkeler nedeniyle uygulamada “evrensel” şekilde yer edinememiştir.


Yazar: Berna BOZTAŞ

 


KAYNAKÇA