HUKUK HER YERDE - FELSEFE

Hukuk, günlük hayatın her yerinde aramızda dolaşıyor. Bunun sebebi insanla, dolayısıyla da yaşamla iç içe olması…

 

Yaşamla bu derece bağlantılı olan hukukla ilişkisi düşünüldüğünde, hukuku anlamak adına inceleyeceğimiz ilk alan Felsefe olmalıdır. Neden mi? Geçmişten günümüze, hukukun doğuşunun temeli felsefeye dayanmaktadır; Aristoteles, Platon, Rousseau…

Farklı alanlardan bu kadar çok kişinin birleştiği bir dal olan hukuku gelin bir de felsefi düşünürlerin bakışından görelim.

PLATON

Resim1.jpg

Antik Çağ döneminde yaşayan filozofumuz Platon’un adını duymayan yoktur. Platon, (Eflatun) dünyada üniversite düzeyindeki ilk kurumlardan biri olan akademinin kurucusudur.

Felsefe ve bilim tarihindeki pek çok tartışmanın temellerini atmış, sadece bilimi değil Hristiyanlık ve İslam gibi pek çok dini de derinden etkilemiştir.

Hocası Sokrates ve öğrencisi Aristoteles ile birlikte felsefe tarihinin en etkili ismidir. İddialarının büyük bir kısmı, bugün hala önemini korumakta, tartışılmakta ve çoğu düşünceye katkıda bulunmaktadır. Çağa meydan okuyan Platon, genellikle kendi çevresindeki karakterlerden oluşan, belirli bir mekanda ve zamanda geçen, insanların belirli bir konu etrafında tartıştığı ve birbirlerine karşı argümanlar vererek iddialarını çürütmeye veya ispatlamaya çalıştığı, çeşitli şakalar ve göndermeler de içeren tiyatro metinlerine oldukça yakın kurgusal diyaloglar yazmıştır. Çoğunun ana karakteri Sokrates’tir. Platon'un etik, estetik, metafizik, politika gibi farklı alanları işlediği bu metinlerde, pek çok düşünceyi hayatı boyunca tekrar tekrar değerlendirdiği, düşüncelerini değiştirdiği veya yeniden ele aldığı düşünülmüştür. Diyalogların kronolojisi, nasıl yorumlanması gerektiği, hangi iddiaları Platon'un kendisinin savunduğu ya da Platon'un diyaloglarında yazmadığı düşünceleri olup olmadığı tartışma konusu olmuştur, olmaya devam etmektedir. 

En sık okunan ve temel düşüncelerinin çoğunu açıkladığı düşünülen diyalogları:

  • Devlet

  • Sokrates’in Savunması,

  • Yasalar

  • Phaidon,

  • Şölen

  • Theaetetus

  • Menon

  • Parmenides

  • Protagoras

  • Timaeus

ARİSTOTALES

Platonun öğrencisi olan Aristoteles, MÖ 384-322 yılları arasında yaşamış yunan filozof ve bilgedir.  Mantık, fizik, biyoloji, zooloji, astronomi, metafizik, etik, estetik, ruh, psikoloji, dilbilimi, ekonomi, siyaset ve retorik gibi pek çok alanda, çoğu o alanın kurucusu olan eserler vermiştir. Günümüzde kullanılan pek çok bilimsel terim ve araştırma metodu kendisine dayanan Aristo, tarih boyunca özgün felsefi düşüncelerin ve tartışmaların, bilimsel görüşlerin ve araştırmaların kaynağı olmuş ve olmaya da devam etmektedir.       

Resim2.jpg

Eserlerinin en önemlileri arasında:

  • Metafizik

  • Kategoriler

  • Fizik

  • Nikomakhos'a Etik

  • Politika

  • Ruh üzerine

  • Adalet Üzerine  

  • Poetika

MONTESQUİEU

Resim3.jpg

Montesquieu esas ününü, toplum, hukuk ve yönetim tarzı konusunda gerçekleştirdiği karşılaştırmalı araştırmadan almıştır. Siyaset konusuna bir tarih filozofu olarak yaklaşan Montesquieu, farklı politik toplumlardaki farklı pozitif hukuk sistemlerinin çok çeşitli faktörlere, örneğin; halkın karakterine, ekonomik koşullarla iklime, vs. göreli olduğunu söylemiştir. Bütün bu temel koşullara da "yasaların ruhu" adını vermiştir.

Çok uzun bir ada sahip olan Charles-Louis de Secondat, baron de La Brède et de Montesquieu, 17-18.yy’da yaşamış bir politik düşünürdür. Tam 20 yıl üzerinde çalıştığı ’’ Kanunların Ruhu (De l'esprit des lois),, adlı kitabı, 18.yy’a damgasını vurmuştur. Bu kitapta yasama, yürütme ve yargıyı birbirlerinden ayırmanın önemini vurgulamıştır.  Bordeaux’da hukuk okumuş, 1708’de avukat olmuş ve yirmi yedi yaşında Bordeaux parlamentosunda yargıtay başkanı olmuştur. Ancak daha sonra başkanlık görevini bir başkasına devretmiş ve kendini bilimsel çalışmalarına vermek için Brède şatosuna çekilmiştir. ’’İran Mektupları,,ve ‘’Romalıların Yükselişi ve Çöküşü,, adlı yapıtları da mevcuttur. İran Mektupları, yayımlanmasının ardından büyük ilgi görmüştür.

Tüm insanlar için geçerli olan tek bir doğa yasası ve evrensel bir insan doğası olduğunu kabul eden akılcılığa, şiddetle karşı çıkmış ve kuvvetler ayrılığı prensibini ortaya atmıştır.

 

Yönetimin üçe ayrılması gerektiğini söylemiştir: kral, soylular ve halk. Kralı yürütmenin; halk ve asilleri ise yasamanın içine koymayı hedeflemiştir. Yargı ise bağımsız kalacaktır. Böylece, kuvvetler ayrılığı ile soyluları öne çıkarmayı planlamıştır.

JEREMY BENTHAM

Bir kişi düşünün ki hayvan haklarını savunsun, köleliğe karşı çıksın, eşcinselliği doğal bulsun, kadınlar için eşit haklar istesin ve 18-19.yy’da yaşasın. Dahası 12 yaşında hukuk okumaya başlasın ve 18 yaşında yüksek lisansını tamamlasın.

Resim4.jpg

Her hücre, bu halkanın iç kısmına açılmakta ve halkanın dış cephesindeki duvarda birer pencere bulunmaktadır. Ayrıca, halkanın ortasında da mahpuslardan tamamen saklanmış konumdaki gözlemcilerin kaldığı bir nöbet kulesi yer almaktadır.

 

Panopticon'un temelinde yatan ilke; tek odalı hücrenin içindeki kişiye saklanacak hiçbir yer bırakmaması, buna karşılık dış cephedeki duvarın penceresinden gelen dış ışığın, kuledeki nöbetçilere mahpusun her hareketinin iyi aydınlatılmış bir silüetini izleme olanağını sağlamasıdır.

Kimden mi bahsediyoruz? Tabii ki sıradışı filozofumuz Jeremy Bentham’dan!

Bentham, faydacılığın kurucusu olarak bilinir ve liberalizmin gelişimine büyük katkı sağlamıştır.

 

"Ahlak ve Yasama İlkelerine Giriş" adlı yapıtında, faydacılığın bütününü ele almıştır.

 

Medeni hukukun reform yoluyla herkese güvenlik, eşitlik ve huzur sağlayacağını düşünmektedir. Bentham’ın kendisi gibi sıradışı bir tasarımı vardır: “Panopticon” adını verdiği bu tasarım; birkaç katlık, tek odalı hücrelerden oluşan bir halka üzerine kuruludur.

Bentham'ın yaklaşımına göre, gözlemlenen her yanlış davranışının ceza getireceğini bilen ama davranışlarının aslında ne zaman gözlemlendiğini bilmeyen mahpusun, aklını başına toplayarak her zaman izleniyormuşçasına davranmaktan başka seçeneği yoktur. Böylece mahpus, bizzat kendi hareketlerini kollamak durumunda kalacaktır.

Dahice değil mi? Daha bitmedi... Adı üstünde çılgın filozofumuz, ölümünden sonra mumyalanmayı ve kurulmasına yardımcı olduğu okulun bir salonunda cam bir kutuda sergilenmeyi vasiyet etmiştir.

LON L. FULLER

Lon L.Fulleri 20.yy’da yaşamış hukuk ve ahlak arasında zorunlu bir ilişki olduğunu iddia eden, hukuk felsefecisidir.

Resim5.jpg

Fuller, uzun yıllar Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesinde çalışmıştır. Hukuk felsefesi alanında, 1963 yılında Yale Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde verdiği konferansların genişletilmesiyle oluşan ve 1964 yılında basılan "Hukukun Ahlakı"( The Moralitiy Of Law) adlı kitabıyla tanınmıştır. Diğer önemli eserleri arasında:  Kendini Arayan Hukuk(Law in Quest of Itself), Hukuk Biliminin Problemleri(Problems of Jurisprudence), Hukuki Faraziyeler (Legal Fictions) ve  Hukukun Anatomisi (The Anatomy of Law) sayılabilir.

Fuller,Herbert L.A.Hart  ile girdiği tartışmaları ile de anılmaktadır. Tartışma, İkinci Dünya Savaşı sonrası uluslararası yargılama olarak ortaya çıkan Nuremberg Mahkemesi ve Nazilere yönelik yargılama dolayısıyla başlamıştır. Hart, ahlak ve hukukun ayrı olduğunu savunarak pozitivist görüşü almıştır. Fuller ise kanunun bağlayıcı gücünün ahlak olduğunu savunmuştur.

Fuller'a göre yasal kuralların gerçek yasalar olarak sayılabilmesi için sekiz koşulu yerine getirmesi gerekir. ‘’Fuller’ın Yasallık İlkeleri,, olarak adlandırılan bu koşullar:

yasaların yeterince genel olması, aleni olarak ilan edilmesi, geriye yürümez olması, açık, anlaşılır olması, çelişmemesi, sürekli olması, imkânsızı istememesi, norm ve uygulamanın uyuşmasıdır. Bu ilkeler, uyulduğunda hukukun üstünlüğünü oluşturan; önemli ahlaki saygı, adalet ve öngörülebilirlik standartlarını taşıyacağını garanti eder.

HERBERT LİONEL ADOLPHUS HART

Herbert L.A.Hart, 20.yy’da yaşamış filozof ve hukuk felsefesi profesörüdür. II.Dünya Savaşı'nda İngiliz gizli istihbarat servisi MI5 için hizmet etmiş, Oxford Üniversitesi'nde hukuk felsefesi dersleri vermiştir.

Resim6.jpg

Hart'a göre hukuk, toplumsal kurallar sistemidir ve  toplumsal kurallarla oluşan ahlak kuralları ile de benzerlik gösterir. İkisi de toplumsaldır ve toplumsal sonuçlara sahiptir.

 

Ancak hukuk kuralları ahlak kurallarından birkaç açıdan tümüyle farklıdır. Hukukun ayırt edici temel unsuru sistemsel nitelikte oluşudur. Yani hukuk kuralları farklı tiplerdedir ve her bir kategori, bir sistem olarak adlandırılacak şekilde diğerleri ile etkileşim halindedir. Ahlak kuralları genellikle bu sistemsel nitelikten yoksundur.

Hukuk kuralı birincil(primer)kurallar ve ikincil(sekonder)kurallar olmak üzere iki sınıfa ayrılabilir. Birincil kurallar: Öncelikli ödevler yükleyen temel hukuk kurallarıdır. İkinci kurallar da kendi içinde: Tanıma(onama)kuralları, değiştirme kuralları, muhakeme kuralları olmak üzere üçe ayrılır.

Hart, hukukun amacının başkalarına zarar verici eylemleri yasaklamak olduğunu belirtir. Hukuk ve ahlak alanlarının özdeş sayılmasına karşı çıkmıştır. Hart, hukuka ilişkin bir tanım vermekten kaçınır ama özellikle ahlak, zorlama ve kural arasında bir ayrım yapılması gerektiğine inanır. En önemli kitabı ‘’Hukuk Kavramı,,dır.

RONALD MYLES DWORKIN

Ronald Myles Dworkin, 20 ve 21.yy’da yaşamış filozof ve anayasa hukukçusudur. Harvard ve Oxford üniversitelerinde eğitimini tamamlayan Dworkin, New York Üniversitesi'nde hukuk felsefesi profesörlüğü yapmıştır.

Resim7.jpg

Ayrıca University College London Fahri Hukuk Profesörü olan Dworkin, Yale Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Oxford Üniversitesi 'nde öğretim üyeliği de yapmıştır.

Klasik hukuk felsefesi tartışması olan, doğal hukuk pozitif hukuk tartışmasında, bu iki akımın ortak noktalarını yeniden yorumlayarak yeni bir bağdaştırıcı akım ortaya koymuştur. Dworkin, söz konusu tartışmayı pratik alanda işlevsel noktaya taşıma düşüncesindedir. Bu nedenle, pozitif hukuk metinlerinin bir değer açıdan incelenmesiyle daha başarılı bir uygulamanın sağlanıp sağlanamayacağı üzerinde durmaktadır.

Dworkin'e göre hukuk olgusunun temelinde adalet ve etik değeri yatmaktadır. 1977 yılında yazdığı ve makalelerini topladığı ‘’Hakları Ciddiye Almak,, isimli eserinde; temel olarak hukuksal pozitivizmin özellikle yorum sorunları karşısında başarısız kalan taraflarını inceleyerek, doğal hukukun bu sorunlarda kullanılabilir olan taraflarını bir araya getirmek eğilimindedir.

Dworkin'e göre bir yargıç, yasaların yetersiz olduğunu düşündüğü durumlarda hukukun genel ilkelerine başvurabilecektir. Dworkin'in hukukta birlik ilkesi üzerinde durduğu bir çalışma alanı vardır. Ona göre bir karar olarak hukuk, kamusal normların uygulanması konusunda hem yargıca hem de diğer otoritelere yönelmektedir. Bu nedenle hukuksal kararların ortaya çıktığı süreçte aktif rol oynayan yargıçlar ve diğer otoriteler, hukukta birlik ilkesine uymalıdır. Karar farklı bölümler içeriyor olsa bile, tek bir yazar tarafından yazılmış gibi olmalıdır.

İçeriği DeğerlendirinBayılmadımHarika değilİyiHarikaMuhteşemİçeriği Değerlendirin