TEK BEDENDE 24 FARKLI KİŞİLİK:BİLLY MİLLİGAN VE CEZA HUKUKUNDA AKIL HASTALIĞI

Akıl hastalığı, insanların duygu, davranış ve kişisel ilişkilerini önemli biçimde etkileyen bir sağlık sorunudur. Değişik tür ve derecelerde pek çok akıl hastalığı bulunur. Bunlardan bazıları; depresyon, endişe, şizofreni, sara (epilepsi), iki kutuplu ruh hali rahatsızlığı (bipolar bozukluk), kişilik bozukluğu ve yeme rahatsızlığıdır.


 

Türk Hukuku’nda Akıl Hastalığı

Fiil ehliyeti, kişinin kendi eylemleriyle hak sahibi olmasına ve borç altına girebilmesine denir.

Ergin olmak,ayırt etme gücüne sahip olmak ve kısıtlı olmamak şartlarını sağlayan kişiler fiil ehliyetine sahiptirler.


Kişiler fiil ehliyetlerine göre dört gruba ayrılırlar:

  • Tam ehliyetliler (ayırt etme gücüne sahip, ergin ve kısıtlı olmayan kişiler)

  • Sınırlı ehliyetliler (TMK 429)

  • Sınırlı ehliyetsizler (küçük ve kısıtlılar)

  • Tam ehliyetsizler

Tam ehliyetsizlerin ayırt etme gücü yoktur. Akıl hastaları da bu gruba girer.

Kendi başlarına hukuki hiçbir işlem yapamazlar, kanundaki yasaklı işlemler ve kişiye sıkı sıkıya bağlı haklar dışındaki bütün hukuki işlemlerini onlar adına yasal temsilcileri yapar. Kendi başlarına yaptıkları hukuki işlemler hükümsüzdür.


Akıl hastalığı Türk Hukuku’nda iki gruba ayrılarak incelenmiştir:

"Tam akıl hastalığı" ve "kısmi akıl hastalığı".

Türk Ceza Kanunu 32/1.madde hükmünde tam akıl hastalığını düzenlenmiştir.

“Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur.


Uygulanacak güvenlik tedbirleri ise kanunun 57/1-5.maddesi hükmünde düzenlenmiştir. Ancak suçun işlenmesinden sonra akıl hastası olanlar, bu maddeden yararlanamazlar. Fakat akıl hastasının mahkumiyet kararı kesinleştiğinde 5275 sayılı İnfaz Kanunu’nun 16/1. maddesi uyarınca infazı ertelenir. Buna istinaden TCK m.57’de belirtilen sağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınırlar. Sağlık kurumunda geçen süreler cezaevinde geçmiş sayılır.


Kanun, kısmi akıl hastalığını, 32/2.madde hükmünde düzenlemiştir.


“Birinci fıkrada yazılı derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi beş yıl, müebbet hapis cezası yerine yirmi yıl hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek ceza, altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir. Mahkum olunan ceza, süresi aynı olmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir.”


Ceza Hukukunda Akıl Hastalığının Tespiti

Kişinin akıl hastalığının tesiri altında bulunup bulunmadığının tespiti, davranışlarını ne derecede etkilediği, hastalığının algılama ve irade gücü üzerinde nasıl etkilerinin olabileceği tıbbi bir konudur. Bu nedenle bu durumun tespiti tıp uzmanı bilirkişiler tarafından yapılır. Uzman bilirkişi bu konuyu açıklığa kavuşturduktan sonra kural olarak hakim, akıl hastasının somut olay açısından algılama veya irade gücünün olup olmadığı, akıl hastalığının somut olay açısından kişinin yeteneklerini ne derecede etkilediğini belirleme görevini üstlenir.


Ceza yargılamasında akıl hastalığının ceza ehliyetine etkisinin tespiti için gerekli rapor şu şekillerde alınabilir:

  • Tam teşekküllü ruh ve sinir hastalıkları hastanesinden alınan heyet raporu ceza ehliyetinin tespitinde bilimsel ölçüt olarak kabul edilmektedir.

  • Adli Tıp Kurumu İhtisas Daireleri de cezai ehliyet konusunda rapor verme yetkisine sahiptir.

  • Ruh ve sinir hastalıkları hastanesinden alınan heyet raporu ile adli tıp ihtisas dairesinin heyet raporu arasında çelişki ortaya çıkması halinde, çelişkinin giderilmesi için Adli Tıp Kurumu Kanununun 15/f. maddesi uyarınca Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan rapor alınmalıdır.


Akıl Hastalığında Soruşturma ve Kovuşturma

Soruşturma aşamasında tıp uzmanları tarafından hazırlanan raporlar savcılık tarafından alınır. Bu rapor sonucunda failin, suçun işlendiği tarihte akıl hastalığının etkisi altında bulunduğu tespit edilse bile takipsizlik kararı verilemez. Eğer suç işlenmişse iddianame savcılık tarafından düzenir ve kamu davasının açılması zorunludur.


Yargıtay, soruşturma aşamasında şüphelinin akıl hastası olduğuna ilişkin iddianın mahkeme tarafından da araştırılabileceği düşüncesiyle, gerekli olan tıbbi rapor alınmadan iddianame düzenlenmesinin, iddianamenin iade edilmesine sebep olmayacağını kabul etmektedir.


Ayrıca soruşturma aşamasında; “fiili işlediği yolunda kuvvetli şüpheler bulunan şüphelinin akıl hastası olup olmadığını, akıl hastası ise ne zamandan beri hasta olduğunu ve bunun, kişinin davranışları üzerindeki etkilerini saptamak için; uzman hekimin önerisi üzerine, Cumhu