Türkiye COVID-19 Sürecini Nasıl Yönetti?

Güncelleme tarihi: 16 Eki

2020 senesi, şüphesiz tüm ülkeler ve vatandaşları için sıra dışı bir seneydi. Kimimiz pandemi koşullarında durmaksızın işe gitmek, kimimiz evden çalışmak zorunda kaldı. Pandemi süreci herkesin hayatında farklı değişikliklere yol açtı. Ancak, hepimiz yavaş yavaş bireyselleşen ve yalnızlaşan insanı görmezden geldik. Sokağa çıkma kısıtlamaları, sınırların kapatılması, sıkı ve otokratik önlemler… Başta nedenini anlayamadığımız bu önlemleri, devlet otoriteleri bizim yerimize anlamlandırdı ve bizler de sorgulamadan yerine getirdik. Ciddi insan hakları ihlallerine yol açan bu kısıtlamalar; dünyada sağ popülizmi güçlendirdi ve devletler sokağa çıkma kısıtlaması gibi kontrolcü önlemleri daha rahat uygulayabilir hale geldiler. Vatandaş ise halen alışamadığı bu süreçte ekonomik krizle mücadele ediyordu.


COVID-19; ekonomiden devletin yapısına ve hatta insan haklarının sınırlarına kadar birçok alanda hayatımızı değiştirdi. Bu süreçte tüm dünya sağlık sisteminin ve sağlık çalışanın önemini bir kez daha anladı. Bir hukuk ve bir tıp fakültesi öğrencisi olarak yazımızın soru-cevap kısmında; bundan sonraki süreçte sağlık sistemi nasıl işleyecek, doktorların ve sağlık çalışanlarının hakları ve görevleri nelerdir, bu sürecin yol açtığı insan hakları ihlallerinin hukuki niteliği nelerdir gibi konuları ele aldık.

 

COVID-19 nedeniyle alınan önlemler meşru mudur, bu önlemler ne gibi insan hakları ihlallerine yol açtı?

Bu süreçte tüm dünyada, en önemli insan hakkı olan ‘’yaşama ve sağlık hakkı’’ tehlikeye düştü. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde de öngörüldüğü üzere yapılan kısıtlamalar, kişisel özgürlükleri ihlal etse dahi ‘’salgın hastalık ‘’ nedeniyle meşru kabul edildi.

Ancak, sosyal medyada "mesnetsiz ve halkı tahrik edici" bilgiler verdikleri için tutuklanan gazeteciler; vaka sayılarının doğru açıklanmadığını dile getirmeleri nedeniyle para cezasına çarptırılan televizyon kanalları, evde kaldıkları süreçte defalarca kez şiddete uğrayan kadın ve çocuklar, suya dahi ulaşamayıp sosyal mesafeye uyması beklenen mülteciler bu yasakların mağduru oldular. Uluslararası Af Örgütü, bu ihlalleri; sosyal medyadaki sansürler, sağlık hakkına eşit şekilde ulaşamayan vatandaşlar ve taciz edilen aktivistler açısından değerlendiriyor.

Öyle görülüyor ki, hümanizmin ve insan hakları aktivizminin oldukça popüler olduğu 21.yy’da devletler halen kriz anlarında vatandaşlarını kontrol etmek amacıyla insan hakları ihlallerine yol açmaktan çekinmiyor.


Türkiye; bu süreçte çıkarılan infaz yasası, artan aile içi şiddet vakaları ve zor durumda olan vatandaşlara sağlanan mali desteklerle sosyal devlet olma bakımından nasıl bir konumda?

Türkiye'de korona virüs nedeniyle çıkarılan infaz yasasıyla 100 bin kadar adi suçlu serbest bırakıldı. Ancak, siyasi mahkumlar ve gazeteciler bu yasanın dışında bırakıldı. İnfaz kanunu sonrası, cinsel suçluların da af kapsamına alınmasıyla kadın ve çocuk istismarının artacağı konusunda endişe duyulması nedeniyle cinsel suçlular af kapsamı dışında tutuldu. BM, dünya genelinde alınan bu tür önlemlerin bazı hükümetler tarafından muhalefeti susturmak amacıyla kullanıldığını ifade ediyor.

STK’lar ve kadın hakları aktivistleri bu süreçte psikolojik, fiziksel ve cinsel tacize uğrayan kadınları şiddeti belgelemeleri ve ihbar etmeleri konusunda teşvik ediyor. Devlet de bu süreçte mağdur olan kadınları korumak amacıyla aldığı önlemleri ve kadınların, şiddetten korunmak için başvurabileceği kurumların sayısını arttırdı.

Vatandaş tarafından, Türkiye’nin korona virüse karşı devlet bünyesinde bağış kampanyası başlatması eleştirilse de; Hazine ve Maliye Bakanlığı, korona virüsü salgını nedeniyle açıklanan “Ekonomik İstikrar Kalkanı” paketinin maddi tutarının 252 milyar TL’yi ulaştığını açıkladı.




Pandemilerde hekimlerin ve sağlık çalışanlarının yükümlülükleri nelerdir?

Hekimlerin görevi hastalarının sağlığını, esenliğini ve yaşamını gözetmektedir. Bu görevlerini pandemi

sırasında da aldıkları eğitim doğrultusunda Hekimlik Meslek Etiği İlkelerine uygun bir biçimde yerine

getirmekle yükümlüdürler.


Bununla birlikte, DSÖ tarafından vurgulandığı üzere; bir influenza pandemisi sırasında çalışmaya yönelik ahlaki yükümlülükler, uzmanlık becerileri olan sağlık çalışanlar için bile sınırsız değildir. Kişinin kendi sağlığı risk altında olmasına karşın çalışma görevinin sınırsız olmadığı kabul edilerek, sağlık hizmetleri yürütülmelidir. Yalnızca sağlık çalışanlarının katılımının pandeminin sonuçları üzerinde makul bir şekilde fark yaratmasının beklenmesi halinde kendilerinden risk üstlenmeleri talep edilmelidir.


Pandemilerde sağlık sisteminin sorunsuz işlemesi için devletin ve işverenlerin sağlık çalışanlarına karşı yükümlülükleri nelerdir?

Sağlık Bakanlığı’nın mart ayında yayınladığı yazıyla sağlık çalışanlarının üç ay süreyle izin kullanması yasaklanmıştı. Ardından, ekim ayından itibaren tüm izin ve istifalar iptal edildi ve geri çevrildi. Sağlık bakanlığı, bu kararlar alınırken sağlık meslek örgütlerini, sendikaları, uzmanlık derneklerini gibi kurumların görüşlerini almamıştır. Ancak, DSÖ tarafından, bulaşıcı hastalık epidemisi sırasında, sağlık çalışanlarının yükümlülüklerine ilişkin kararların şeffaf, adil ve hesap sorulabilir bir süreç sonucunda geliştirildiklerinde, bu politikalardan etkilenenler tarafından meşru görülerek kabul edilebileceği vurgulanmaktadır.


Aşırı yaptırımların sağlık çalışanlarının insan haklarını ihlal edebileceği için, ülkelerin yaptırımlara ilişkin politikalarının, Siracusa ilkeleri ve diğer ilgili insan hakları standartlarına uygun olduğunu güvence altına alımaları istenilmektedir.


Şeffaf ve katılımcı karar süreçleri ile sonuç alınamadığı takdirde, hizmetin devamlılığını sağlayacak ölçüde, geçici olarak sağlık çalışanlarının haklarını sınırlandıran, zorlayıcı düzenlemelere başvurulabilir. Fakat; öncelikle sağlık çalışanlarının güvenli ve sağlıklı çalışma koşullarının yaratılması, zorlayıcı ve baskıcı uygulamalara izin verilmemesi, düşünce ve ifade özgürlüğünün güvence altına alınması gerekir.


Ağır şartlar altında çalışan sağlık çalışanlarının, yetkililerden talebi nedir?

COVID-19 pandemisinin ilk gününden itibaren sağlık çalışanları büyük bir özveri ile çalışmaktadır. Viral maruziyet artışı nedeniyle sağlık çalışanları COVID-19 hastalığına genel toplumdan 10 kat daha sık yakalanmaktadır.

Asistan hekimler; COVID servislerinde, kimi zaman filyasyonda aktif çalışmakta olup sorumluluğun çoğunu sırtlanmaktalar. Birçok asistan hekim enfekte olmakta ve olmayanlar da hastalanan arkadaşlarının yerine çalışmak zorunda bırakılarak artan iş yükü ile enfeksiyona yatkınlık yaratılmaktadır. Bu duruma ve sürecin başından beri emek ve meslek örgütlerinin çağrılarına rağmen

COVID-19 hâlâ meslek hastalığı olarak kabul edilmemiştir.


Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve birçok uluslararası örgüt, COVID-19 hastalığının meslek hastalığı olarak kabul edilmesi yönünde açıklama yapmıştır. Dünya Sağlık Örgütü de yine bu hususta önerilerde bulunmuş olup İtalya, Almanya, Belçika, Kanada, Amerika Birleşik Devletleri, Güney Afrika ve Malezya dâhil 130’a yakın ülke tarafından COVID-19 meslek hastalığı olarak kabul edilmiştir. Ancak, ülkemizde bu yönde bir irade ortaya konulmamıştır.


COVID-19' a karşı savaşan tüm sağlık çalışanlarının özlük haklarının yasa çıkarılarak acilen yeniden düzenlenmesini talep eden sağlık çalışanlarının ilk isteği, korona virüsün meslek hastalığı olarak kabul edilmesidir. Sağlık çalışanları diğer taleplerini ise; "Hastalık durumlarında hak artırıcı düzenleme yapılsın. (Örneğin; Covid-19'dan raporlu oldukları süre bordrolarından düşülmesin), ölüm durumunda süre ve yaş sebebiyle henüz kazanılmamış tüm emeklilik hakları en yüksek katsayıdan verilsin. Daha önce ölenler (sağlık çalışanları) çıkarılacak yasaya dahil edilsin" şeklinde ifade ediyor.


Korona süreciyle ülkeler ve vatandaşları arasındaki eşitsizlikler arttı, talebin azalması ve yasaklar nedeniyle üretim azaldı ve dünya ekonomisinde 2008’den sonra en büyük kriz yaşanıyor. Bunun yanı sıra, pandemi nedeniyle sınanan sağlık sistemlerimizin önemi daha da arttı, doktorların ve sağlık çalışanlarının çalışma koşulları dünya gündemine oturdu. İnsan haklarının öncüsü Avrupa’da sağlık sistemi çöktü, vatandaşlar sağlık ve yaşama hakkından mahrum kaldı.

Türkiye’nin diğer ülkelere kıyasla bu dönemi daha rahat ve kontrollü geçirdiği söylense de Türkiye’de de artan işsizlik, ekonomik krizi beraberinde getirdi. COVID-19, içinde yaşadığımız sistemi bütün yönleriyle değerlendirmemize neden oldu. İnsanlık; bir kez daha hukuk, adalet ve etik gibi kavramları sorguladı. Bu sorgulamalar ve çöküşler, insanların yaşadığı sitemi yeniden idealize etmesine; ekonomide, hukukta ve sağlıkta köklü reformlar yapılmasına öncü olabilir. Machieavelli’in de dediği gibi "Her değişim daima başka değişimlere ihtiyaç gösterir".



Yazar: Yekta DEMİR