top of page

Sosyal Hizmetin Yeniden İnşası: Bauman’ın Toplumsal Adalet Manifestosu

21. yüzyıldaki küreselleşme, neoliberalizm ve refah devleti tartışmaları sosyal adaleti küresel boyutta önemli bir konu haline getirmiştir. IFSW (International Federation of Social Workers-Sosyal Hizmet Uzmanları Uluslararası Federasyonu) ve IASSW (International Association of Schools of Social Work-Sosyal Hizmet Okulları Uluslararası Birliği) tarafından “sosyal adalet, insan hakları, ortak sorumluluk ve farklılıklara saygı” öğeleri sosyal hizmetin temeli olarak ifade edilmektedir. Sosyal adalet, hak temelli yaklaşım, insan onuruna ve insan haklarına saygı, kendi kaderini tayin etme, katılım hakkı geliştirme, sosyal hizmetin temel değerleri arasındadır. Bu bağlamda günümüzde sosyal adalet tartışmalarının sosyal hizmetin temel konularından birini oluşturduğu söylenebilir. Literatürde sosyal adaletin, ekonomik olarak zayıf sosyal sınıfların diğer sosyal sınıflara karşı korunmasını, gelir eşitsizliklerinin giderilmesini bireylerin insan onuruna yaraşır bir şekilde asgari refah seviyesine ulaşabilmelerini ve ekonomik ve sosyal güvencelerinin sağlanmasını ifade ettiği vurgulanmaktadır.


Sosyal hizmet ve sosyal adalet ilişkisine bakıldığında sosyal hizmetin sosyal adaleti gerçekleştirmeye yönelik değerleri; ayrımcılıkla mücadele, çeşitliliğin tanıtılması, kaynakların eşit dağılımı, adil olmayan politikalarla ve uygulamalarla mücadele, birlik ve dayanışma içinde çalışma olarak ön plana çıkmaktadır. Bir diğer önemli tema olarak hak temelli yaklaşım ise müracaatçıların yardıma muhtaç oluşlarını sorgulamak yerine onlara eşit hizmet götürmeyi amaçlamaktadır. Diğer bir ifade ile sosyal hizmet mesleği, sosyal adaletin, insan haklarının ve toplumsal ve bireysel ihtiyaçların gerçekleştiricisi olarak görülmektedir. Literatürde Bauman’ın sosyolojik ve felsefi yaklaşımları ile sosyal hizmetin temel değerleri arasında paralellikler olduğu belirtilmektedir, “koşulsuz saygı” ve “yargılamama”nın yanında “kişiye saygı” ve “sosyal adalet” düşüncesi açısından Bauman’ın argümanlarını sosyal hizmetin temel değerleri ile ilişkili görmektedir. Örneğin sosyal hizmet açısından çok önemli bir noktada duran hak temelli yaklaşıma benzer şekilde Bauman'ın yurttaşı “kendi hakları, görevleri, yetkileri ve yükümlülükleriyle ilgili bütün meselelerde öteki üyelerle birlikte söz hakkına sahip olan bir siyasal yapının üyesi” olarak tanımladığı görülmektedir.


Peki sosyal adalet konusunu Bauman’ın ve sosyal hizmet bakış açısından nasıl ele alabiliriz?


Adalet, Sosyal Adalet ve Sosyal Hizmet

Adalet kavramına yönelik fikir ayrılıkları ve tartışmaların yoğunluğu literatürde üzerinde durulan bir konudur. Gözler adalet kavramını bir değer olarak bilinemez bir şey şeklinde ele almış, gerçek dünyada adaletin olmadığını veya olsa bile bilinebilir bir nesnelliğe dayandırılamayacağını ifade etmiştir. Töremen ve Tan ise tanım olarak adaleti; doğruluk, dürüstlük, eşitlik, hak yemezlik, hakkaniyet ölçülerine uyma, meşruluk, tarafsızlık, insaniyet, iyilik gibi kavramlar ile tanımlamaya çalışmışlardır.


Bauman, müphem sosyolojisi çerçevesinde eserlerinde tanımları farklı çerçevelerden bakarak ele alır. İlk olarak Bauman'a göre adalet kavramı adaletsizliğe göre konumlandırılmakta ve tanımlanmaktadır. Adaletsizlik elde olan tek veridir. Adalet, adaletsizlik eyleminin meydana getirdiği sonuçların giderilmesi, düzeltilmesi ve telafi edilmesidir. Adalet, adaletsizliğin vuku bulduğu halin reddedilmesi olarak ele alınmakta ve adaletsizlik algısı da mevcut durum ile bir önceki durum arasındaki karşılaştırmadan doğmaktadır. İkinci olarak ise Bauman, adalet arzusunu etkin kılmak için adaletin belirsizliğe, sonuçlanamazlığa, belirlenemezliğe ve müphemliğe muhtaç olduğunu ifade etmektedir. Bu çerçevede O, adaletin değişkenlik özelliğinden bahsetmektedir. Adalet, ulaşılan standartlarla yetinmeyip sürekli olarak ulaşılanın üstünde standartlar tanımlamayı ve adaletin çıtasının yükseltilmesini ifade eder. Adil toplumun, elde ettiği adalet seviyesini sorgulayan, adaleti her zaman bir adım veyahut daha ilerisi olarak gören, adaletsizliğe karşı sürekli teyakkuz halinde ve düzenlemelerin adil olduğundan hiçbir zaman emin olmayan bir toplum oluğunu belirtir. Bu çerçevede mevcut durumun ötesine geçerek "insanların daha adil ve eşit koşullarda yaşamasının nasıl olanaklı kılınacağı üzerinde çalışma'nın sosyal hizmetin temel niteliği olduğunu ifade etmektedir. Bauman'ın adil bir toplumu insan haklarını garantiye alan bir yapı ile değerlendirdiği görülmektedir. Ona göre kendi anayasal ve siyasal pratiği içinde "insan haklarını" garanti altına alan demokratik bir tolerans rejimi kurulmadıkça adalet sorunu tam anlamıyla ele alınamaz. Bu toleransın bütün bir adaletin gerekli bir koşulu olduğunu ancak bunun adaletin yeterli koşulu olmadığını da vurgulamaktadır. Bauman, bireylerin sosyal saygınlığını gözetme hakkının geliştirilmesinin sosyal etkileşime katılma hakkı ve herkese eşit fırsatlar sağlanması ile bağlantılı olduğunu belirtmektedir. 


Literatürde de sosyal adaletin sağlanmasında gelir dağılımının eşit bir şekilde gerçekleştirilmesinin, ekonomik eşitsizliğin en alt seviyeye çekilmesinin ve bireylerin toplumun imkânlarından adil bir şekilde yararlanmalarının önemine vurgu yapılmaktadır. Küresel ölçekte de sosyal adaletin gelirin ekonomik durumu iyi olandan kötü olana doğru yeniden dağılımı ile gerçekleşeceği düşünülmektedir. Bu noktada Bauman yayınlanan istatistiklerin birtakım gerçekleri gizlediği belirtmektedir. Bir yandan toplam varlıkta inanılmaz bir artışın olduğunu diğer yandan bu artışa paralel sosyal eşitsizliğin arttığını, piramidin üstü daralırken altının yıldan yıla genişlediğini belirtmektedir. 


Bauman sosyal adalet için önemli başlık olan yoksulluk sorununa da değinmekte ve bunu siyasal katılımla bağlantılandırmaktadır. Günümüzde yoksulluk sorunun çözümü Bauman’a göre özgür yurttaşlığın ve cumhuriyetin varlığı için ön koşuldur. Bauman yoksulluğun azaltılması ve sosyal refahın yükseltilmesi ile siyasi katılımın yükseleceğini ve daha katılımcı bir siyasetin sağlanabileceğini öne sürer. Bu çerçevede yoksullukla mücadele aracı olarak sosyal yardımların siyasetle ilişkisi önemli bir konudur. Gelişmekte olan ülkelerde sosyal hizmet ve sosyal yardımlar siyasi bir rant unsuru olarak görülebilmektedir. Oysa ki sosyal hizmet, toplumun yapısına karşı doğrudan bir düzeltme aracı veya ileriye yönelik bir yatırım/rant kanalı değildir. Gelişmekte olan ülkelerde, sosyal hizmette hak temelinin çok daha sınırlı kaldığı söylenebilir. Bu ülkelerde sosyal devletin getirileri; sosyal haklar ve sosyal vatandaşlık anlayışı gelişmediğinden, hizmetler daha çok, merkezi ve yerel yönetimlerin elinde siyasi bir politika aracı haline gelmektedir. Bu sebeple sosyal hizmet mesleği yeri geldiğinde müracaatçılarını sisteme, politikalara, hatta devlete karşı korumalı ve savunmalıdır.


Nitekim Weiss sosyal hizmetin mesleki ideolojisinin üç değişkeni kapsadığını belirtmektedir. Bunlar ise yoksulluğun nedenleri, yoksullukla başa çıkma yolları ve mesleğin merkezinde olan amaçlar şeklinde sıralanmaktadır. 



Değerlendirme 

Bauman hemen hemen her konuda olduğu gibi sosyal adalet konusunda da sorularını sıralamakta ve kendisi de dâhil olmak üzere herkesi bu sorulara ilişkin cevaplar aramaya davet etmektedir. 


Örneğin "Ekonomik büyümeden yaygın olarak bahsedilen bir dünyada fakirliğin hala sürmesini aklı başında her insanın düşünmesi gerekmiyor mu?", "Bir avuç zenginin hepimize faydası olduğu doğru mu?", "Özellikle, insanların doğuştan gelen eşitsizliğini değiştirmeye çalışmanın, toplumun her bir üyesinin insan aklının alabileceği en yüksek seviyede sahip olmaya ve çoğaltmaya hak kazandığı yaratıcı ve üretici güçlerinin yanı sıra toplumun sağlığı ve esenliğine zararlı olduğu doğru mu?", "Sosyal konum, güç, yetkilendirme ve kazanç ayrımlarının, doğuştan gelen yeteneklerdeki ve bireylerin topluma yaptıkları katkılardaki farklılıkları yansıttığı doğru mu?", "Ben kardeşimin bekçisi miyim?", gibi sorularla anlatımlarına başlamaktadır. Çünkü Bauman birtakım varsayımlardan bahsetmiş ve bu varsayımların bariz bir şekilde hiç bir kanıt gerektirmeden kabul edildiği üzerinde durmuştur. Bu çerçevede Bauman'ın metinlerinin sosyal hizmetin temel değerleri ile alakalı olduğu ve küreselleşme, neoliberalizm ve refah devleti tartışmalarında hak temelli yaklaşımı savunabilme açısından gerekli teorik arka planı sağlayabileceği görülmektedir.


Konuya sosyal hizmet perspektifinden baktığımızda ise bu savunmanın gerekliliği ön plandadır. Sosyal adalet açısından sosyal hizmete düşen rol eşitsizliklerin giderilmesine yönelik olsa da adaletsizliklere karşı çıkan bir sosyal hizmet uzmanının yaşayabileceği güçlüklere değinmektedir. Sosyal Hizmet uzmanı hem devletin içindedir hem de müracaatçıların menfaati gereği kimi zaman da devlete muhalefet pozisyonundadır. Bu durumun çözümlenmesi için sosyal hizmet mesleğinin neyi amaçladığının ve nelerden sorumlu olduğunun toplum ve kurumlar tarafından bilinmesi önem kazanmaktadır.


KAYNAKÇA


BAUMAN, Z. (1997), Özgürlük, Sarmal Yayınevi 

BAUMAN, Z. (1998), Postmondern Etik, Ayrıntı Yayınları 

BAUMAN, Z. (1999), Çalışma Tüketicilik ve Yeni Yoksullar, Sarmal Yayınevi 

BAUMAN, Z. (2000a), Postmodernlik ve Hoşnutsuzlukları, Ayrıntı Yayınları 

88 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Opmerkingen


bottom of page