PINAR GÜLTEKİN DAVASI VE KADIN CİNAYETLERİ ÜZERİNE

Güncelleme tarihi: 30 Kas 2020

ÖZET:

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü öğrencisi Pınar Gültekin’in, 16 Temmuz 2020 tarihinde kaybolması üzerine ailesi kayıp başvurusunda bulunmuştur. Yapılan başvuru üzerine arama çalışması başlatan jandarma ve polis ekipleri, 21 Temmuz 2020 tarihinde, şüpheli bulunan eski sevgili Cemal Metin Avcı’nın, Pınar'ı çıkan kavgada elleriyle boğup öldürdüğünü, cesedini bağ evindeki çöp variline koyup yaktığını, üzerine de beton döktüğünü itiraf etmesi üzerine Pınar Gültekin’in cansız bedenine ulaşmışlardır. Muğla 3. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede katil Cemal Metin Avcı’nın “canavarca hisle ve eziyet çektirerek adam öldürmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, kardeşi Mertcan Avcı’nın ise “suç delillerini gizlemek ve yok etmek” suçundan 5 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması istenmektedir.


 

HUKUKİ İNCELEME:

Yaşama hakkı, her insanın sahip olduğu ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinde de bahsedildiği üzere yasalarla güvence altına alınmış bir haktır. Aynı maddenin ikinci fıkrasında bahsedilen;

“Ölüm, aşağıdaki durumlardan birinde mutlak zorunlu olanı aşmayacak bir güç kullanımı sonucunda meydana gelmişse, bu maddenin ihlaline neden olmuş sayılmaz:

a) Bir kimsenin yasa dışı şiddete karşı korunmasının sağlanması;

b) Bir kimsenin usulüne uygun olarak yakalanmasını gerçekleştirme veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir kişinin kaçmasını önleme;

c) Bir ayaklanma veya isyanın yasaya uygun olarak bastırılması”

halleri dışındaki durumlarda bir kimsenin öldürülmesi yaşam hakkına aykırı bir davranıştır.

Türk Ceza Kanunu’nun 81. maddesi kasten öldürme suçunu düzenlemektedir. Buna göre kasten öldürme suçunu işleyen kişi müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmaktadır. Olayda katil Cemal Metin Avcı’nın işlediği “canavarca hisle veya eziyet çektirerek adam öldürme” suçu, “kasten adam öldürme” suçunun nitelikli halidir ve TCK madde 82’ye göre bu suçu işleyen kişiler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılırlar.


PEKİ CANAVARCA HİSLE ÖLDÜRMEK NE DEMEKTİR?

Canavar, kelime anlamı olarak cana kıyan yaban hayvanı demektir. İlgili suçta faile canavarca sıfatı yakıştırılmış ve canavarca hisle hareket etmesi bir ağırlatıcı neden olarak öngörülmüştür. Bundan işlenen fiilden, gerçek anlamda insanlık dışı olmanın ağır bastığı, adeta hayvanca bir his, hırs, ve vahşice bir yöntemle suçun işlenmesi anlaşılmalıdır.

Bu durumda Cemal Metin Avcı’nın, Gültekin’i öldürme şeklini anlattığı, “Sonrasında boğazıma doğru yaklaşınca ben de kendisine yumruk attım. Yere düştü ve kafasını yere çarptı, sanırım kafasının arka kısmını çarptı. Biraz kan aktı. Sonrasında yerdeyken yüzüne bir yumruk daha vurdum. Hatırladığım kadarıyla yere düştükten sonra bir kere vurdum. Sonrasında hareket etmediğini fark ettim ve boğazını 15-20 saniye kadar sıktım nefes alıp almadığını, tepki verip vermediğini kontrol ettim.

Ancak nefes almıyordu. Sonrasında ne yapacağımı bilemedim. (…) Ne yapacağımı düşünmeye başladım. Aklıma bahçedeki varil geldi. Bu varil bahçedeki çöpleri ve benzeri şeyleri yakmak için kullandığımız bir varildi. Varili evin içerisine getirdim. Pınar'ı varilin içerisine koymak istedim ancak elimden kayıyordu. Sabit tutmak için orada bulunan iple boğazını sardım. (…) Pınar'ı varile koyarken başındaki kanlardan dolayı elbisemin göğüs kısmıma kan bulaştı. Daha sonra varili evin içinde üzerine odun atmak suretiyle yakmaya çalıştım.” sözlerinden de Gültekin’i vahşi bir yöntemle öldürdüğü belli olmaktadır.

Yine TCK madde 82’de bahsedilen söz konusu suçtaki bir diğer ibare olan “eziyet çektirmek” ise fiilin işlenmesi sırasında mağdura acı çektirilmesi anlamına gelmektedir.

Olayda failin kardeşi Mertcan Avcı, “suç delillerini gizlemek ve yok etmek” ile suçlanmaktadır. Türk Ceza Kanunu’nun 281. maddesinin birinci fıkrasında “Gerçeğin meydana çıkmasını engellemek amacıyla, bir suçun delillerini yok eden, silen, gizleyen, değiştiren veya bozan kişi, 6 aydan 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” denmektedir.

9 Kasım 2020 tarihinde Muğla 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada Gültekin ailesinin avukatı, soruşturmanın başından beri cinayetin tek başına işlenmiş olmadığını düşündüklerini, “183 santimetre boyundaki maktul, cenin pozisyonunda varile yerleştirilmiş, boğazında ip var. Önce odunla sonra benzinle yakılmaya çalışıldıktan sonra üzerine beton dökülmüş. Bunu bir kişinin paletle dereye atması fizik kurallarına aykırı. Başka faillerin de olduğunu düşünüyoruz. Ayten ve Selim Avcı ile Gökhan Orhan'la ilgili şikayetçi olmuştuk ancak beklemediğimiz bir şekilde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi. Karara itiraz ettik ancak başvurumuz reddedildi. İç hukukumuzda başka bir mekanizma kalmadı. O yüzden Adalet Bakanlığı'na kanun yararına bozma başvurusu yaptık.” sözleriyle ifade etmiştir.

Bu sözlerde dikkat çeken kanun yararına bozma başvurusu Ceza Muhakeme Kanunu’nun 390. maddesinde şöyle açıklanmıştır: Kanun yararına bozma, istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen, ancak hukuka aykırılıklar bulunan karar ve hükümlerin bozulması istemiyle Adalet Bakanlığı tarafından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurulmasıdır.

Başvuruyu yapma yetkisi Adalet Bakanlığı’na aittir. Ancak, yargılama sırasında karar veya hükme cumhuriyet savcısı, sanık, hâkim, mahkeme, şikâyetçi veya müdahil olarak katılan kişiler de kanun yararına bozma için Adalet Bakanlığı’ndan talepte bulunabilirler. Bakanlık bu kişilerin talebiyle veya talebin içerdiği hukuki görüşlerle bağlı değildir.


KADIN CİNAYETLERİ ÜZERİNE GENEL YORUM:

Dünyanın birçok yerinde, toplumsal cinsiyet eşitliğinin önemsenmemesi nedeniyle kadınlar eril şiddetin sonuçlarına katlanmak zorunda bırakılmaktadırlar.

Ataerkil toplumlarda çocukluktan itibaren kadının rolü erkeğin altında olarak empoze edilmektedir. Bu tür toplumlara göre erkek kadından üstündür ve kadın evde çocuklarına bakan, yemek yapan, erkeğini memnun etmeye çalışan güçsüz bir varlıktır.

Aslına bakıldığında, toplum içerisinde, kadının erkekten herhangi bir farkı olmadığı açıkça görülebilmektedir. Kadın, iş hayatında, sosyal hayatta, evde, okulda, bilimde hatta uzayda kısacası her alanda vardır ve var olmaya devam edecektir. Bu yüzden, toplumdaki cinsiyet rolleri birbirine eşit olmalı, herhangi biri yüceltilmeye çalışılmamalıdır.

Günümüzde, erkekliğin yüceltildiği toplumlarda bir sürü kadın cinayete kurban gitmekte, şiddete maruz kalmaktadır. Erkek arkadaşı olduğu için dövülen genç kızlar, boşandığı eşinin kıskançlığı nedeniyle öldürülen kadınlar, ayrıldığı sevgilisinin kıskançlığı yüzünden öldürülen, zarar verilen kadınlar, okula gönderilmek istenmeyen genç kızlar ve daha niceleri erkek şiddetine en yakından maruz kalmaktadırlar.

Kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetin durdurulması için cinsiyet rollerinin öğrenilmesi/öğretilmesinin yanında hukuki caydırıcılığın da rolü büyüktür. Bu konuda devletlerin ve kişilerin yükümlülüklerini bildiren birçok uluslararası sözleşme imzalanmıştır. Bunlardan en önemlisi “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi” ya da bilinen adıyla “İstanbul Sözleşmesi”dir.


Bu ve bunun gibi sözleşmelerin dikkate alınmasıyla kadına şiddet ve aile içi şiddet büyük ölçüde önlenebilecek, toplumsal cinsiyet rolleri daha net anlaşılacaktır.

Umarız gelecek nesillere daha barışçıl, eşitlik ve adalet dolu bir dünya bırakır, Emine Bulut, Pınar Gültekin, Özgecan Aslan gibi eril şiddetin kurbanı olmuş birçok kadının bulundukları yerden gururlanmalarını sağlayabiliriz.





Yazar: Kayra ÖZDEMİR