KENDİ KADERİNİ TAYİN ETME HAKKI(THE RIGHT OF SELF-DETERMINATION)

Çatışma, insanların topluluklar halinde yaşıyor olmasının doğal bir sonucudur. Kişi, ilkel dönemlerden beri sahip olduğunu düşündüğü hakkı elde etmek için ihtilafa düşer ve taraflar arası çatışmalar meydana gelir. Bu sahibi olunduğu iddia edilen hakların elde edilişine ise savaşlar ve devrimler aracılığıyla tanıklık edilir.



 


Tarih boyunca, sosyal ve ekonomik hakların elde edilmesi amacıyla insanlar ayaklanmıştır. Çünkü haklarını vermeyen topluma karşı kendilerini savunma ihtiyacı hissetmişlerdir. Bu durumun en önemli örneklerinden biri 1789 Fransız Devrimi’dir. 18. Yüzyılda, bu devrimle birlikte dünyaya eşitlik, milliyetçilik, halk egemenliği gibi ilkeler yayılmaya başlamıştır.

Dünyaya yayılan “halk egemenliği” ve “tek ulus” anlayışlarıyla birlikte, Osmanlı, Avusturya – Macaristan gibi çok uluslu büyük imparatorlukların varlıkları tehlikeye girmiştir. Milliyetçilik akımından etkilenen, imparatorluk bünyesindeki uluslar “kendi kaderlerini tayin etme” isteğiyle bağımsızlık adına adımlar atmaya başlamışlardır. Bu da uluslararası hukuk tarihinde önemli bir yeri olan “Kendi Kaderini Tayin Hakkı (Self Determinasyon)”nı gündeme getirmiştir.


Milletler Cemiyeti, Birinci Dünya Savaşı sonrasında barışı sağlamak amacıyla kurulsa da Milletler Cemiyeti Misakı’nda söz konusu hak ile ilgili herhangi bir hüküm yer almamıştır. Ancak savaş sonrasında kurulan yeni devletlerin milliyetçilik akımından etkilenmesi endişesi vardır.

1945 yılında kurulan Birleşmiş Milletler ise BM Anlaşması’nın 1. Madde 3. fıkrasında, açıkça “Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Etme Hakkı”ndan örgütün amacı adı altında söz etmiştir. Daha sonra 1966 yılında imzalanan, ikiz sözleşmelerde de (Birleşmiş Milletler İnsan ve Medeni Hakları Sözleşmesi ve Ekonomik Sosyal Sözleşme) “Kendi Kaderini Tayin Etme Hakkı” ile ilgili hüküm vardır.

İlk zamanlar, KKTEH iç ve dış olarak ikiye ayrılmıştır. Dış KKTEH’na örnek olarak, Birleşmiş Milletler’in 1960 deklarasyonundaki “Sömürge İdaresi Altındaki Ülkelere ve Halklara Bağımsızlık Verilmesine İlişkin Bildiri” verilebilir, iç KKTEH’na ise 1973 yılında “Muhtar Olmayan Bölgeler Hakkında Demeç” ile ortaya çıkan “öz yönetim” yani sömürgeci devletlerin, sömürge topraklarını muasır medeniyetler seviyesine getirdikten sonra bağımsızlık yerine kendini yönetme hakkı vermesi örnek verilebilir. Günümüzde vesayet ve sömürge toprakları kalmadığı için KKTEH sadece “dış” yani bağımsızlık şeklinde verilmektedir.



 


Kısacası, KKTEH her ne kadar “halkların egemenliği” ve “tek ulus” düşüncesiyle ortaya çıkmış olsa da tarihsel süreçte sömürgeci devletler ve mandacılık faaliyetlerinin menfaatine evrilerek devletlerin bağımsızlık kazanmasından, bağlı oldukları devletten ayrılmaksızın kendi kendilerini yönetmelerine izin verilmesine dönüşmüştür. Günümüzde de sömürgecilik ve vesayet kavramlarının son bulmasıyla olması gereken halini almaya başlamıştır.



Yazar: Kayra ÖZDEMİR

 




Kaynakça

552 görüntüleme2 yorum