İNSAN HAKLARI EYLEM PLANI VE TÜRKİYE'NİN DURUMU

İnsan hakları konusu, ülkemizde yaşayan birçok insanın günümüzde tedirginlik yaşadığı, global istatistikler açısından bakıldığında da ülkemizin son yıllar içerisinde gerçek bir düşüş içerisinde olduğu, biz insanların temel olarak bildirilmiş haklarını gösteren ve dünyada yüzyıllardır felsefesi yaratılmakta olan bir konudur. İnsanlarımızın neden tedirginlik yaşadığını, uluslararası arenada değeri olan istatistiklerle göstermemiz gerekirse, Türkiye, “Freedom of the World” endeksine göre “özgür olmayan ülke” olmakla beraber “Press Freedom” endeksine göre de “zor durumda” olarak nitelendirilmiştir.



Bunun dışında, hukuki bağlamda Türkiye karnesini inceleyecek olursak da farklı bir karne ile karşılaşmamaktayız. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi raporları incelendiğinde, insan hakları ihlallerinde Türkiye, en üst sıralarda yer almaktadır. Bu da Türkiye’yi Avrupa’da en çok insan hakları ihlalinin yaşandığı ülkelerden biri yapmaktadır. Halihazırda ülke olarak gündemimizi incelediğimizde de insan hakları ihlallerinin var olduğunu görmek zor olmayacaktır.


Bu unsurları belirttikten sonra söyleyebiliriz ki, ülkemizde insan hakları kapsamında bir ilerleme çabası görmek oldukça olumlu bir gelişmedir. “İnsan Hakları Eylem Planı” da bu bağlamda henüz üstünde konuşmak için çok erken olmakla birlikte, teoride olumlu özellikler taşımaktadır.


I. İnsan Hakları Eylem Planı Nedir?

İnsan Hakları Eylem Planı, çalışmaları daha öncesinde duyurulmuş hukuki reformların bir parçasıdır. Şu anki hükümet tarafından duyurulmuş olan hukuki reformların bir parçası olan “İnsan Hakları Eylem Planı”, yapılan açıklamalardan da anlaşılabileceği üzere, temelinde, daha güçlü bir insan hakları koruma sistemini öngörmektedir. Eylem planı esasında, bu amaç doğrultusunda atılmış olan adımları içermektedir.

Genel kapsamda ne içerdiğini belirtecek olursak, yargı bağımsızlığı ve adil yargılanma hakkının güçlendirilmesi amacında atılan bu adımlara örnek olarak, idari yargıda gerekçeli kararın 30 gün içerisinde yazılması kuralı, Türkiye Adalet Akademisi’nin çoğulculuk, katılımcılık ve şeffaflık ilkeleri gereğince yeniden yapılandırılması, Anayasa Mahkemesi’nde bireysel başvuru sistemindeki değişiklikler ve hakim ve savcıların terfi sistemindeki Avrupa ile uyumlu değişiklikler verilebilir. Bu değişiklikler, en başta da belirtildiği üzere atılmış olumlu adımlardır.


Bunun dışında kanunların “iyi” veya “kötü” olarak değerlendirilmesi için onların uygulamada değerlendirilmeleri gerekmektedir. Türkiye’nin insan hakları kapsamında geri sıralara düşmesinin en başta gelen nedenleri, mevzuatta yer alanlar değil, mevzuatta yer alanların uygulanma biçimine bağlıdır. Dolayısıyla belirttiğimiz üzere, belirtilen eylem planı teoride her ne kadar olumlu gözükse de, uygulanması bakımından incelenmesi değerlendirilme yapılması için en gerekli noktadır. Çünkü Türkiye, halihazırda insan haklarını yaşanan eylemleri önleyebilecek biçimde koruyabilecek kanunlara sahiptir. Bu kapsamda normlar hiyerarşisinde en üstte bulunan Anayasamızın 26 ve 90. Maddelerini incelemek özellikle yararlı olacaktır.


II. Anayasamızda İnsan Hakları


Daha önce de belirttiğimiz üzere ülkemiz, mevzuatı bakımından insan haklarına oldukça değer veren, günümüz insan hakları standartlarına uzak olmayan kanunlara sahiptir. İnsan hakları olarak bilinen haklar, kanunlar yoluyla düzenlenmiştir. Bu düzenlemelere başta Anayasa olmak üzere farklı kanunlarda yer verilmiştir.


Bu kapsamda Anayasamızın 25 ve 26.maddesini incelediğimizde, herkes, düşünce ve kanaatlerini anlatma ve çeşitli yollarla aktarma hakkına sahiptir. Bunun haricinde tam tersi perspektifte de kimse düşünce ve kanaatlerini anlatmaya zorlanamaz, bu düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz. Bu özgürlüklerin sınırlandırmaları ise çeşitli kanunlar yoluyla ve bu maddelerin devamında genel kapsamıyla belirtilmiştir. Maddelerde kullanılan genel ve tüm insanları kapsayan bu kalıp, ifade özgürlüğü kapsamında bakıldığında, farklı biçimlerde yorumlanarak uygulanmadığı takdirde ülkemizi insan hakları alanında oldukça ileriye taşıyabilecek potansiyeldedir.


Bunun dışında altı çizilmesi gereken madde ise, Anayasamızın 90.maddesidir. Bu madde, usulüne uygun bir biçimde yürürlüğe konmuş uluslararası antlaşmaların kanun hükmünde olduğunu belirtmekle beraber, temel hak ve özgürlükler bağlamında uluslararası antlaşmalar ve yerel kanunların çatışması durumunda uluslararası antlaşmaların esas alınması gerektiğini belirtmektedir. Bu kanun ve sonuçları incelendiğinde, Türkiye’nin imzacı olduğu ve gündemde oldukça tartışılan “İstanbul Sözleşmesi” ve “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi” gibi uluslararası kanunların normlar hiyerarşisinde birer kanun niteliği taşıdığı dolayısıyla da aynı iç kanunlarımız gibi geçerli olduğu görülmektedir. Bu durum da içerikleri incelendiğinde ülkemizin aslında mevzuat bakımından yeterli olduğu sonucunu ortaya çıkarmaktadır.

 

Sonuç

Bütün bu durumları incelediğimizde ülkemiz adına insan hakları konusunun ileriye götürülmesinde atılacak adımların yeni kanunlar çıkarılmasından ziyade var olan kanunların uygulanmasına ağırlık verilmesinin daha makul olacağı gözlenmektedir. Günümüzde ülkemizde sıklıkla gündeme gelen kadına şiddet, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ihlalleri, ifade özgürlüğü ihlalleri gibi yaşanan ihlallerin önüne geçmenin öncelikli yolu var olan kanunların düzgün bir biçimde uygulanabilmesi olacaktır.



Bunun dışında “İnsan Hakları Eylem Planı” ise somut maddeleriyle birlikte incelendiğinde, yazımızda da belirttiğimiz üzere teoride oldukça olumlu gözükmektedir. Fakat uygulanma durumu eğer Anayasamızın çok değerli maddeleriyle benzer ölçüde olacak ise, insan hakları bağlamında bu eylem planından yarar beklemek yarattığı beklentinin çok altında kalacaktır.


Yazar: Salim Can ESER

 


KAYNAKÇA

  • Adalet Bakanlığı, İnsan Hakları Eylem Planı, Mart 2021

  • BBC News, İnsan Hakları Eylem Planı: Erdoğan’ın açıkladığı plan kapsamında ha