HAKİM PARTİ KAVRAMI VE TÜRKİYE TARİHİNDEKİ HAKİM PARTİLER

Hakim parti sistemi, bir siyasi partinin, ülkedeki diğer siyasi partilerden daha baskın ve daha geniş yetkiye sahip olmasına denir. Bugün birçok ülkede mevcudiyetini sürdürmekte olan hakim parti sistemi, doğal olarak, çok partili meclislerde görülür.

 

Türkiye tarihinde, cumhuriyetin ilk yıllarında uygulanması beklenen çok partili hayata geçiş politikasının, engellere takılması dolayısıyla 1950 yılına kadar hakim parti sistemini görmek mümkün olmamıştır.



1950- 1960 yılları arasında iktidara gelen Demokrat Parti’nin, o zaman için mecliste hakim konumda olduğunu söylemek güç değildir. 1960 yılına kadar, Demokrat Parti’nin kurmuş olduğu hükümet ve ülkeyi yönetim biçimindeki yer yer otoriter ama başarısız girişimleri, ülkede ekonomik dengesizliğe ve halk arasında kutuplaşmalara yol açmıştır. Ayrıca, halkın bir kısmı tarafından partinin yönetim politikaları cumhuriyet karşıtı olarak da görülmüştür. Bu sebeplerden dolayı 27 Mayıs 1960’ta Türkiye’deki ilk darbe girişimi yaşanmıştır. Darbenin sebep olduğu karışıklık yüzünden 1961 yılına kadar yeni anayasa çalışmaları aksamış ve Türkiye o tarihten, yeni anayasanın kabul edilmesine kadar dengeli bir tutum sağlayamamıştır.


1961 yılından 1980 yılına kadar Türkiye genel olarak, hakim partinin olmadığı çok partili hükümet sistemini yaşamıştır. Bu yıllar arasında, Türkiye’nin yönetimi zaman zaman koalisyon ile beraber sağlanmış zaman zaman da hükümet krizleri yaşanmıştır. Fakat koalisyon dönemlerinde bile yükselişin merkez - sağ partilerde olduğunu gözlemlemek mümkündür (Adalet Partisi / Milliyetçi Hareket Partisi / Milli Selamet Partisi vb.).


Bu yükseliş, bazı dönemlerde açıkça hakim konumun sağ kesim olduğunu yorumlamamıza sebep olmaktadır. Tam da bu kesimler arası çatışmaların ortasında, ülkede iç karışıklıklar oluşmuşken (12 Mart 1971 askeri muhtırasının yeterli olmadığı düşünüldüğü için) 12 Eylül 1980 yılında bir ihtilal daha gerçekleşmiştir. Ülkenin, 1961 yılından sonra genel olarak stabil bir hale gelmemesi ve son zamanlarda partilerin hakim parti olma konusundaki başarısızlıklarının sonuçları; 1980 darbesi ve sonrasında bu kadar uzun süren iç karışıklıkların durdurulması için harcanan çaba olarak kendini göstermiştir. 1980 darbesinin sebeplerinden biri olan hükümet belirsizliği ve meclisten tek parti çıkmaması bize bu dönemde hakim parti olmadığını kanıtlar niteliktedir.


1982 yılında, 2 yıl süren anayasa çalışmalarının ardından yeni yönetim sistemi ilkeleri 1982 anayasasında görülebilmektedir bunlara: Seçim barajının %10’a çıkarılması, d’Hondt sisteminin getirilmesi örnek verilebilir.


Eski partilerin kapatılması ve siyasetten men gibi önlemler de 1980 darbesinin güçlü ve hakim konumda bir iktidar partisi ile sınırlı partili bir sistem öngördüğünün kanıtı olarak gösterilebilir. Parlamenter sistem içerisinde istikrarlı hükümetlerin ve karar alımlarının hızlı olması açısından hakim siyasi partinin varlığının ne kadar önemli olduğu fark edilmiştir.


1980-2002 yılları arasında 1982 Anayasası’nın katı bir şekilde uygulandığı fakat yine de istenilen sonucu veremediği, koalisyonların tekrar başlamasıyla anlaşılmıştır. Bu dönemde de yine mecliste gücü elinde bulunduran bir hakim partinin olmaması istikrarsız yönetimlere sebep olmuştur. Üstelik 2001 yılındaki ekonomik kriz de bu istikrarsız, hakim partisiz; çok partili sisteme sahip ülkeye ekonomik olarak etki etmiştir.


2002-2016’ya kadar olan süreçte mecliste hakim konumda olan yeni bir parti olan Adalet ve Kalkınma Partisi, yaklaşık 15 yıl boyunca meclisteki sandalyelerin çoğunluğunu tek başına elde ederek hakim konumda iktidar halinde kalmıştır.



O yıllar için hakim konumdaki parti olmanın ve ilk yıllardaki Avrupa Birliği entegrasyon sürecinin de etkisiyle stabil ve sağlam bir hükümet sağlandığı söylenebilir. Fakat 15 Temmuz’daki darbe girişiminin ardından istikrarlı politikalar ve meclisteki hakim siyasi parti konumları yavaşlamaya başlamıştır. 2017 yılında öne sürülen anayasa değişikliği, referandumda kabul edilmiş ve parlamenter hükümet sistemi yerini, partili cumhurbaşkanlığı sistemi denilen yeni bir tür başkanlık sistemine bırakmıştır. Bu sistem sonucunda, 2017’den günümüze kadar olan süreçte Adalet ve Kalkınma Partisinin meclisteki hakim siyasi parti konumunu yavaş yavaş kaybettiğini ve bu sebeple karar alımlarını hızlandırma isteğini Milliyetçi Hareket Partisi ile ittifak kurmasından anlayabilmekteyiz.


Bir süredir saf olarak sağlanamayan hakim siyasi parti konumunun eksikliklerini; daha çok artan ekonomik buhran, kutuplaşma ve uluslararası alandaki kayıplarla ve partili cumhurbaşkanlığının bir destekçisi olan (aktif ve hızlı kararlar almak için), mecliste ittifak kurmadan hakim konumda olmanın gerekliliğini bir kez daha görmekteyiz.


 

Partiler için hakim konumda bulunmak, kendi iç dinamikleri ve kişisel çıkarları için önemli olsa da bu hakim konum ülkenin refahı ve halkın mutluluğu için kullanıldığında tam olarak sosyal devlet ilkesine hizmet eder. Kanaatimce hükümetlerin ulusal ve uluslararası alanlarda sahip oldukları başarılar, halklarının talepleri ve onların ihtiyaçlarından daha önemli olarak düşünülmemelidir.



Yazar: Ece AKYOL

 



KAYNAKÇA