ÖRSELENMİŞ KADIN SENDROMU

BATTERED WOMAN SYNDROME


Örselenmiş kadın sendromu (battered woman syndrome) ya da günlük hayatta karşımıza çıkan adıyla hırpalanmış kadın sendromu, sürekli olarak eşinden ya da duygusal ilişki içinde bulunduğu partnerinden fiziksel, duygusal ve cinsel şiddet gören kadınların içinde bulundukları psikolojik durumu ifade eden psikolojik bir kavramdır.


 

Toplumda, aile içi şiddetin başlıca mağduru olan kadınları konu alan sendrom, ilk olarak 1975 yılında Lenore Walker tarafından Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya atılmıştır.


Örselenmiş kadın sendromu, yaşadığı aile içinde uzun süren bir zaman diliminde düzenli bir şekilde şiddete maruz kalan çaresiz bir kadının, içinde bulunduğu psikolojik durum nedeniyle kendisine şiddet uygulayan kişiyi öldürmesini tanımlamaktadır. Bu kavram, toplum içinde şiddete maruz kalan kesimin büyük çoğunluğunu evli kadınların veya duygusal bir ilişki yaşayan kadınların oluşturması nedeniyle 1960’lı yıllarda ortaya çıkan feminist hareketler sonrasında gündeme gelmiştir.


Hukuki açıdan bakıldığında, örselenmiş kadın sendromu, kendilerine şiddet uygulayan partnerlerini öldüren kadınların, bir hukukuka uygunluk nedeni olan meşru müdafaayı ileri sürmelerine olanak sağlamıştır.


Lenore Walker, örselenmiş kadın sendromunun oluşmasının iki temel nedeni olduğunu belirtmiştir: Kadının ilişki içerisinde düzenli olarak maruz kaldığı şiddet döngüsü ve öğrenilmiş çaresizlik.


Walker, tipik bir şiddet ilişkisinde döngüsel üç aşamanın yer aldığını tespit etmiştir. Bu tespitlerini, öğrenilmiş çaresizlik teorisiyle bağdaştırmış, şiddet gören kadınların, içinde bulundukları ilişkiden ve partnerlerinden neden uzaklaşamadığını bu şekilde açıklamıştır.



Gerginlik inşası süreci evresi, üç aşamalı şiddet döngüsünün ilk aşamasını oluşturur. Bu evrede kadın, partneri tarafından sözel şiddete, kaba davranışlara ve sarsma gibi hafif fiziksel şiddete maruz kalmaktadır. Sonraki aşama şiddet evresidir. Bu evrede, şiddet ve gerginlikler daha fazla görülmeye başlar. Şiddet evresinde kadın, ağır olarak fiziksel şiddete veya cinsel şiddete maruz kalır. Üçüncü evre ise failin yaptıklarından pişmanlık duyduğu, özür dilediği kısa süreli bir durağanlık evresidir. Bu evreyi, failin davranışlarına özen gösterdiği şefkat ve pişmanlık evresi takip eder. En son, döngü başa döner ve partner, yeniden şiddet uygulamaya başlar. Döngünün her tekrarında kadının maruz kaldığı şiddet miktarı artarak devam eder.


Şiddet gören kadınların depresyona girdikleri ve şiddet döngüsünün tekrarıyla öğrenilmiş çaresizlik yaşadıkları araştırmalarda tespit edilmiştir. Şiddet barındıran ilişkiler bazen Walker’ın ileri sürmüş olduğu üç aşamalı döngüden farklı gerçekleşebilmektedir. Bu teoride, kadına karşı uygulanan fiziksel, duygusal ve cinsel şiddet açısından vurgulanması gereken üç özellik vardır: Şiddetin, ağır, tek ve sürekli olması.


Şiddete maruz kalan kadınlar için şiddet hayatlarının ayrılmaz bir parçası haline gelmiş, bu durumun hayatlarında kalıcı olduğuna inanmışlardır. Bu nedenle kadın, saldırgan tarafından şiddete maruz kalıp kalmayacağını değil de uygulanacak şiddetin ağırlığını düşünmektedir.


Şiddet mağdurları, bu döngüyü kendi fiilleriyle değiştirebileceklerine inanmaz ve zamanla bu durum öğrenilmiş çaresizliğe dönüşür. Öğrenilmiş çaresizlik, kendi davranışlarıyla belirli bir sonucu kontrol edip yönlendiremeyeceğini, değiştiremeyeceğini öğrenen bir bireyin içinde bulunduğu psikolojik durumu anlatır. Düzenli olarak şiddete uğrayan bir kadının, mental olarak içinde buluğu durumu ve neden saldırgandan kaçamadığını öğrenilmiş çaresizlik kavramı ortaya koyar. Bu nedenle, örselenmiş kadınlara karşı, “hayatta kalmaya çalışan kişiler” şeklinde (batteredwoman as survivors) alternatif bir yaklaşım ortaya çıkmıştır.


 

Özet olarak, örselenmiş kadın sendromu, aile içi şiddet mağduru olan kadınlarının sayısının fazla olduğu toplumlarda, kadınların ruh halinin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlamış olan bir teoridir. Hukuki alanda ise toplumumuzda sıklıkla şiddet gören kadınların varlığı açısından, Türk yargı organlarına, bu alanda daha sağlıklı kararlar verilmesi için ışık tutulabilir. Örselenmiş bir kadının içinde bulunduğu psikolojik ve fiziksel koşullar nedeniyle, meşru müdafaada sınırı aştığı ve bunu stres sonrası travma bozukluğunun etkisiyle, mazur görülebilecek bir korkuyla yaptığı, gördüğü yoğun ve devamlı şiddeti onda manevi cebir oluşturduğu, ifade edilebilir. Kavramın ceza hukuku açısından asıl önemi; tıp ve psikoloji gibi diğer bilim alanlarındaki bulguların, rahatsızlıkların, ceza hukuku doktrininde yol açabileceği değişimler ve gelişmeler açısından önemli bir tartışma konusu olmasıdır.



Yazar: İlkim Nira YERLİKAYA

 

KAYNAKÇA


  • TÜTÜNCÜ, Efser Erden, “Örselenmiş Kadın Sendromu” Argümanının Türk Hukukunda Meşru Savunma Kapsamında Uygulanabilirliği Üzerine Düşünceler, Fasikül Aylık Hukuk Dergisi, cilt:11, sayı:111, 2019, p. 469-482

  • KÜÇÜKTAŞDEMİR, Özgür, “Ceza Hukukunda Örselenmiş Kadın Sendromu”, Başkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, cilt:1, sayı:1, 2015, p.489-528

  • BOSTANCI, Nihal, “Aile İçi Şiddetin Kadın Ruh Sağlığına Etkisi”, Florence Nightingale Hemşirelik Dergisi, cilt:14, sayı:57, 2006, p.139-150